
Behçet Hastalığı
Behçet hastalığı bir çok sistemi aynı anda ve birlikte etkileyebilen kronik ve nedeni bilinmeyen bir hastalıktır.
Aynı anda, pek çok organda birden birlikte bulunabilen bulguların temelinde kronik tıkayıcı tipte
damar iltihabı ve buna bağlı komplikasyonlar yatmaktadır. Aslında göz bulguları ile birlikte
ağız içinde yaralar (aft) ve genital yaraların birlikteliği belki de ilk defa Hipokrat tarafından
fark edildiği düşünülse de, hastalığı esas tanımlayan Türk doktoru Dr. Hulusi Behçet’tir.
İlk tanımlanan olgularda, hastalardaki göz bulgularının daha çok “hipopionlu iridosiklit”
olarak tanımlandığı dikkati çekmektedir. Fakat o zamanlarda da bu hastalığın en ağır
komplikasyonlarının oluştuğu organlardan birinin göz olduğu fark edilmiştir. Dr. Behçet’in
hastalığın klasik triadını tanımlamasından ve bunu yeni bir hastalık olarak kayıtlara
geçirmesinden hemen sonra, ertesi yıl, Dr. Niyazi Gözcü tarafından hastalığın ağ tabaka ve görme
siniri üzerindeki tipik bulguları incelenmiş ve tanımlanmıştır. Hastalık göz içi iltihabı
(üveit), ağ tabaka damar iltihabı (retina vasküliti), ağız ve genital bölgede ülserler, santral sinir
sistemi tutulumu, cilt bulguları ve kalp damar sistem bulguları ile karakterizedir ve kronik, tekrarlayan iltihabi
atakları nedeni ile göz hastalıkları yönünden ağır hasarlara yol açabileceği gibi, diğer
sistem tutulumları da göz önünde bulundurulduğu zaman aynı zamanda hayati tehdit oluşturabilecek komplikasyonlara
yol açabilecek bir hastalıktır.
Kronik seyirli ve özellikle de göz bulguları yönüyle çok ağır komplikasyonları olabilen bu hastalık,
özellikle ülkemizde sık görülmesi yönüyle de Türk göz doktorları için özel bir önem arz etmektedir. Hastalığın
ağır komplikasyonları, uygulanan tedavilerin uzun, zor ve maliyet açısından yüksek olması, hem
hasta, hem yakınları hem de takip eden doktorlar açısından oldukça büyük bir yük oluşturmakta ve
kimi zaman da her üç tarafın da yılgınlığı sonucu tedavinin eksik veya yetersiz yapılıp
hastaların görmelerini kaybetmelerine yol açmaktadır. Her ne kadar tedavi uzun, zor ve zahmetli olsa da ve hatta
kimi zaman yapılan tüm tedavilere rağmen elde edilebilecek sonuçların hiç de yüz güldürücü olmayabileceği
daha tedavinin başında bilinse de, yine Behçet hastalığı tedavisinin uzun ince bir yol olduğu
çok iyi bilinmeli ve bu durum hem tedavinin başında, hem de tedavi devam ederken her fırsatta hastaya ve yakınlarına
vurgulanmalı ve onların da takibe etkin ve istekli olarak katılımı sağlanmalıdır.
Hastalık seyri ne kadar kötü olursa olsun, iyi ve sıkı bir takip ve oluşan komplikasyonlara tam ve zamanında
yapılacak müdahalelerle hastalarda çok iyi olmasa da kendi işlerini yapabilecek ve yaşamlarını devam
ettirebilecek seviyede bir görme sağlanabilir ve en azından bu amaçlanmalıdır. Uygulanan tedavinin iyi
ayarlanması, tedavi planı yapılırken hastanın sosyo-ekonomik durumu, tedavi ve takibe uyumu, ve sistemik
bulguları göz önünde bulundurularak tedavi planının yapılması ve hastaların tedavinin her aşamasında,
ilaçların etki ve yan etkileri açısından bilgilendirilmesi gereklidir.
Behçet hastalığı aslında tüm dünyada görülebilen bir hastalık olmasına rağmen özellikle
dünyanın bazı bölgelerinde daha sık izlenmesi dikkati çekmektedir. Bu ülkeler arasında Akdeniz ülkeleri,
Orta Doğu ülkeleri ve Uzak Doğu ülkeleri sayılabilir. Aslında bu dağılım dikkatle incelendiğinde
hastalık sıklığının tarihi “ipek yolu” boyunca yerleşen bölgelerde yaşayan
insanlar arasında belirgin olarak arttığı gözlenmektedir. Bu durum hastalık etkeni olarak genetik
özelliklerin yanı sıra çevresel etkenlerin ve enfeksiyon hastalıklarının araştırılmasına
yol açmış fakat henüz hastalığın ortaya çıkmasına yol açan neden tam olarak tespit edilememiştir.

|
tüm damarlarda yogun iltihap ve kanamalar |
|